Sayfalar

3 Ağustos 2013

Herkese Merhaba :)




Blog'umu açalı neredeyse 2 yıl olmasına rağmen sergi hazırlıkları- kırlent siparişleri ve günlük yaşamın koşuşturmaları derken, maalesef bu sayfa ile tam anlamıyla ilgilenemedim... Bu iki yıl zarfında pek çok Hüzünbaz'ı sevenleriyle kavuşturdum, lakin bundan sonra daha çok kişiye ulaşabilmek için, aktif bir şekilde yayındayız artık! :)

Hüzünbaz'lar 2011 yılının yaz aylarında yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladılar :) Sıkıcı ve de yapılan hiç bir şeyin avutmadığı kasvetli günlerdi! Hem deli gibi resim yapmak istiyor, hem de elime ne zaman fırça alıp da tuvalimin başına geçsem çıldıracağımı sanıyordum... Sanılanın tam aksine, şayet profesyonel olarak resim yapıyorsanız bu iş disiplin gerektirir ve de öyle dışarıdan görüldüğü gibi çok zevkli -kafa dağıtan -rahatlatan -hobi niyetine yapılan bir şey değildir! Hal böyle olunca, o günlerde resim yapma isteğime rağmen, "istediğim gibi yapamazsam daha da sıkılırım!" diye korkuyor ve cesaret edip de bir türlü bir şeyler çizemiyor, ama yapabildiğim en iyi şey ile de kafamı dağıtmak istiyordum...

Evde 17x22cm boyutlarında 4 adet mdf plağım vardı; zamanında ne için kestirmiş ve de saklamıştım bilmiyorum, ama kısmet Hüzünbaz'laraymış!

Bir gece oturdum ve bütün akrilik boyalarımı, renkli kalemlerimi önüme serdim; mdf'lerin birine hiç düşünmeden bir şeyler karalamaya başladım... Bir süre sonra ortaya çıkan şey kocaman gözlü ve minik ağızlı bir kadındı ve ben bu kadın ile göz gözeydim! Hemen ardından bu kocaman gözlü ve hüzünlü şeyi renklendirmeye başladım. Renklerim, o anki halet-i ruhiyemin tam aksine cıvıl cıvıldı. O gece sabaha kadar 4 mdf'yi de benzer şekilde resmedip boyadım ve bu cıvıl cıvıl güzel kadınlar renklerini bana da bulaştırsınlar diye onları odamın duvarına astım :) Ne mutlu ki bana hem boyalarla haşır neşir olmuş, hem resim yapmış, hem aklımı dağıtmış, hem de odamı güzelleştirmiştim bir gecede!
Ertesi gün şeker kıvamındaki bu kızları ilk gören kişi kardeşim oldu ve ufak bir çığlığın ardından ağzından çıkan ilk cümle: "Ben de istiyorum"du! Hemen marangoza aynı ölçülerde 10 adet daha mdf kestirildi ve bir kaç gün içinde bu küçük hanımlardan, kardeşe de resmedildi.

O günlerde en sık duyduğum kelime "Ben de istiyorum!" olmaya başlamıştı... Artık bir ayağım marangozdaydı! Hem kızlarımın renkleri sayesinde kasvetli ve sıkıcı günlerden eser kalmamış; hem de onlardan aldığım enerjiyi kendi resimlerime de yansıtır olmuştum. :) Üstelik annemin bulduğu çok güzel bir isimleri de vardı artık: Hüzünbaz'lar!

Bu güzel hanımlar,  sağdan-soldan duyarak bana ulaşan hiç tanımadığım insanların bile evlerini süsler hale geldikçe ve elimdeki küçük resimler çoğaldıkça anladım ki bu iş artık çığırından çıkmıştı! :) Önce Hüzünbaz'ları tescillettim, daha sonra evimi tek başıma çalıştığım küçük bir hüzünbaz atölyesine dönüştürdüm ve mdf'lerin yanı sıra kırlent üzerine de çalışmaya başladım...

Eğer sizde bir Hüzünbaz'a sahip olmak isterseniz blog- facebook- twitter ve instagram sayfalarından Hüzünbaz'ları takip edebilir, yeniliklerden haberdar olabilirsiniz :) 

Sipariş ve sorularınız için huzunbazlar@gmail.com adresinden bana ulaşabilirsiniz.

Sevgiler :)
Gözde Baykara



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder